Kapitalizm yüzyıllardır varlığını yeni doktrinler icat ederek sürdürür; elbette burjuva sistemi krize girer, bunalımlar buhranlara dönüşür, sistem çökme aşamasına bile gelir fakat sanayi kapitalizminden finans kapitalizmine, neoliberalizme kadar Keynes gibi, Hayek gibi yenilikçilerle yeni bir aşamaya geçilir. 

Neoliberalizm 1997 ve 2008 krizlerinden sonra başta ve en önemlisi merkez kapitalist ülkelerde de toplumları sorgulama aşamasına kadar getiren çıkmazlara itti. Özellikle 2008 sonrasında küresel burjuva yeni bir doktrin icat edemediği gibi neoliberalizmden başka bir işleyişin arayışına da girmedi açıkçası. Toplumları yönetmek, tepkileri absorbe etmek genellikle küresel kültüre havale edildi. Fight Club’dan Truman Şov’a, V For Vandetta’dan Joker’e pek çok film farklı cephelerden bu sistemin yozlaşmışlığını, muhalifleri, tikel karşı çıkışları işledi. Tüm filmlerin, küresel kültür aracının ortak yaklaşımı neoliberalizmden başka alternatifin bulunmadığı, farklı çıkış yolları aramanın anlamsızlığı, tarihin hakikaten küresel şirket yönetimlerinde sona erdiği, mümkünse bu nizam içinde “yırtmaya” yönelmeyi telkin etti. Aynen Netflix’in Squid Game’i gibi…

 

Hayatta Kalma Kavgası 

Squid Game bir yandan neoliberalizme çok sert eleştiriler getirir, mekanizmasını gözler önüne serer, zalimliğini, insanı insanlıktan çıkaran tüm basamaklarını anlatır öte taraftan da dünyanın yeni bir “doğa durumu, doğal hukuk” aşamasına girdiğini iddia eder. Film belki bunu kendi tezi diye öne sürmez fakat netleştirir; hakikaten 2008 sonrasındaki iktisadi çöküşler, mülteci-İslam düşmanlıkları, salgın korkusu, ölümün bir virüsle küreselleşmesi aslolanın her ne surette olursa olsun “hayatta kalma” olduğunu belirginleştirdi. 

Salgınla ciddi boyutlara da uzanan iktisadi sorunlar, işsizlik yalnız devletler ve milletler arasında değil her toplumun kendi içinde de “doğal hukuk”un alttan alta işlemeye başladığını gösterdi; “altta kalanın canı çıksın”, “kendini kurtarmak”, “önce ailen ve kendin” yaklaşımları kıyamet psikolojisini işletti. 

Netflix veya dijital yayın ideolojisi, [http://ercanyldrm.com/sahipsizligin-ideoloji-netflix-toplumu/] yeni bir toplum yaratırken eşcinsellikten, tikel varoluşlara, doğal hukuktan alternatifsizliğe ideolojik yüklemeler de yapıyor. The Platform örneğindeki gibi yeri geldiğinde çok sert bir sınıf eleştirisi gerçekleşirken, Parasit veya bizdeki Masumiyet örneğine benzer “kendi adaletini uygulama”, Joker’de isyan, Squid Game‘de eşitlik ve kolektivizm ahlakı ile küçük patikalar, çıkış-kaçış yolları, yarıkların varlığından da haber vermeye çalışır. Fakat genel manada tarihsel kapitalizm artık geleceği ve tüm hayatımızı domine etmiş, vazgeçilmez hale gelmiştir.

 

 

Squid Game İdeolojisi

Squid Game dünya simgesel düzen anlamında saflıkla birlikte işlenir; dünya-neoliberal düzen-gerçek hayat bir ve aynıdır. Yaşam tüm safiyetiyle karşımıza çıkar, filmdeki hayatta kalma turnuvalarının birer çocuk oyunundan devşirilmesi hem zalimliğin safiyetin içinde gizlendiğini hem çocukluktan itibaren varolma-yokolma dikotomisiyle yetiştiğimizi, oyunların da sonuçta doğal hukukun bir türevini ihtiva ettiğini gösterir. Belki simgesel alanı farkettiğimizden beri yani dili öğrendiğimizden, gerçekliği yamultabildiğimizden, beyaz yalanlarla tanıştığımızdan bu yana çeşitlenen hayatta kalma şartlarını Squid Game bir kez daha tekrarlar. 

Oyunun mekanı yine bir oyun sahası olsa da aslında mahallemiz, evimiz, işyerimiz umumi cephede dünyamızdır. Filmdeki her bir oyunu neoliberal şirket düzeni diye de okuyabiliriz. İster tuhaf maskeleriyle, kitsch zevkleriyle dünyayı yönettiği rivayetleri salgında yenilenen İllüminati tarzı bir yapı ister küresel burjuva ya da gladyatör müsabakalarında halkla beraber eğlenen seçkinler deyin bir yönetici sınıftan sonra hiyerarşik düzende onların işlerini gören uygulayıcılar ve nihayet varolma savaşı veren “demos” sıralanır… yani “belirlenen seçenekler arasında” oy ve tercih hakkı bulunan köle-halk… 

Shakespeare gibi dünyayı bir tiyatro sahnesi görürsek, Squid Game de bir dünya, bir şirket olarak düşünülebilir. Oyunda hayatta kalmak aynı zamanda doğal hukukun şartlarını yerine getirmekle beraber şirket kurallarının anlatılmasını içerir. Oyunda tur atlamak ile şirkette çalışabilmek, yükselebilmek belli şartları yerine getirmekle ilgili. 

İlk oyundaki kıpırdamadan sessiz durma kuralı tüm işverenlerin, patronların, eğitimcilerin, iktidar sahiplerinin çalışanlarından asli beklentisini anlatır, komutla hareket ettikten sonra yaşamak garantidir! Sonraki oyunu geçmek içinse kendilerine verilen şekerdeki şekli kırmadan çıkarmak gerekir; ana karakterin bulduğu şekeri yalayarak eritme usulü iş ve gündelik hayatta hemen tüm “haklarının yendiğini iddia edenler”in temel savunmasını anlatır, “yalamayı”… 

Oyuncuların kendi aralarında ya da oyunu idare edenlerin nezdinde kullandıkları yöntemler; yalakalık, cinselliğini kullanma, güce yakın durma, satma-harcama-kandırma-saflığı kullanma, başkalarını ateşe atma, ihanet yalnız liberal şirketlerdeki işleyişi anlatmaz esasında; insanlığın tarihi bu stratejik metodlarla oluşmuştur bir bakıma.

 

Borçlandırılmış İnsanın Çıkmazı

Dizi refah devleti politikaları sonrasında herkesin borçlandırılmasına dayalı bu düzende, “yırtamayan, tutunamayan”ları ele alır. 

Kolay ve çok para kazanmanın ilk yolu tarih boyunca olduğu gibi kumardır; faiz, tefecilik, tekel, manipülasyonu iyi yapanların burjuva sınıfına geçtiği neoliberal toplumda bariz kastlar da şekillenmiştir. Parasit’te de işlenen aşırı zengin ve fakirler arasındaki farklar bu dizide pek çok göstergeyle anlatılır; mesela biftek-tavuk-balık türevleri kişinin ekonomik durumunu, toplumdaki yerini aktarmak için birebirdir. 

Kazanmak için pek çok şamar yemek gerekirken en üstlerden gelip en alta inen çaresizler de “yokluktaki eşitlik”ten nasiplerini alırlar. 

Yapım neoliberalizmin alternatifsizliğini “oyundan çıkma hakkı”nı oyunculara kullandırtarak ispatlar. İlk turdaki tavizsiz katliamdan sonra çoğunluğun yani “artı 1” oyla “gerçek hayat”a dönen müflisler ıstıraplarının aynen devam ettiğini, geldikleri yerde kendilerini kurtarmak için hiçbir umudun yeşermediğini, yeşeremeyeceğini farkedince “en azından bir ümit” barındıran savaşıma, oyun adasına gönüllü dönerler. 

Sıkı bir demokrasi ve özgürlük eleştirisinin de bulunduğu filmde asıl mesele “belirlenen ihtimaller arasında” tercih özgürlüğünün verilmesi şeklinde belirlenir. Mutlak özgürlüğün imkansızlığı, egemenin seçtikleri arasından özgür iradesini kullanabileceği gerçeği demokrasilerin bariz sorununu teşkil eder. Zaman zaman doğal hayat-hukuk kaidelerine atıflar, oyuna ikinci sefer başlanırken bireysellikten takım oluşturma mecburiyetine geçiş yanında “kazanmak-hayatta kalmak için herşeyi mubah” görme, “cehennemde kural olmaz” cümlesiyle ifade edilir. 

Film boyunca marjinal eğilimler, uçlar ve kutuplar ele alınır başta Güney Kore olmak üzere neoliberalizmden yara alan tüm toplumlarda neredeyse “itidal, sekinet, orta, merhamet” yok olmuştur. “Zengin ya da fakir yaşamanın keyf ve mutluluk getirmediği” yargısı, son bölümde kar altında donmak üzere olan adamı kurtaracak birinin bulunup bulunmadığının sorgulanması, hala bir safiyetin, zengin ya da fakir dışı orta sınıf arayışının göstergesidir.

 

Türk Sinemasında Liberal Sistem

Squid Game dizisi salgın atmosferine küresel enflasyon krizinin dahil olması nedeniyle çok tartışılmasa da çok izlendi. Toplumdaki bilhassa iktisadi farklılaşmaya, sınıflaşmaya dayalı yapımların genelinde benzer temalar belirir; bu dizi ihtişamlı, sert, temelli bir sistem eleştirisi getirmiyor halbuki. 

Uzak Doğu sinemasındaki sistem eleştirisine karşın Türk sinemasında Gelin-Düğün-Diyet’ten, İkinci Bahar’a, son yıllarda naifliği anlatan Yeşil Deniz’e, Gönül Dağı’na, Yol Ayrımı’na [http://ercanyldrm.com/yol-ayrimindaki-kapitalizm/] kadar başta Batı dışı kapitalist ülkelerdeki sisteme, daha kökten, cepheden, sahici eleştiriler getirmekte, toplum ve insan gerçekçiliğini çok daha iyi yansıtabilmektedir. Hem dünyada hem Türkiye’de burjuva-halk, ezen-ezilen, egemenler eksenli filmlerde mesela devletin ortalıktan kaybolduğunu görebiliriz. İnsanlar haklarını ararken burjuvanın, küresel güçlerin beyin, ağanın karşısında adeta savunmasızdır, birey veya bir kesim kamu gücünü yanında bulamaz; mesela Türkiye’deki arsa mafyası filmlerindeki gibi devletten destek bulamadığından  Kemal Sunal’ın parodize ettiği, kahramana bel bağlama, kurtarıcı arama ana eğilimlerdendir. 

Yerli, yabancı sistem filmlerinde mutlaka din mevzuu da kendini gösterir; bizim filmlerimizin genelindeki yaklaşıma benzer şekilde Squid Game’de dini inancı kuvvetli kişi ölmekten kurtulamadığı gibi, Pakistanlı Müslüman Ali de saflığının kurbanı olmuştur. 

Yerli veya yabancı yapımlarda egemene, zengine, mafyaya karşı toplum, topluluklar bir müştereklik geliştirse, güç birliği yapsa da yine parası ve gücü olan kazanır. Bunda biraz da halkın mücadele edebilecek elitlerden, samimiyetten ve sahicilikten uzak yapısının etkisi var. Kolektif mücadele eden alt gruptan mutlaka bir-iki kişi egemenle anlaşmanın, kendini kurtarmanın hesaplarını yapmıştır çünkü… 

Vicdan, ahlaki doğruluk, adam satmama hep bir “kurban verildikten ve bedel ödendikten” sonra kendini gösterir. Gelin’de çocuk ölünce, Diyet’te kol gidince, Düğün’de hapse girince, Squid Game’de rakipler ekarte edilince vicdan, ahlak, mücadele duygusu devreye girer.

 

Dünya En Başa, Doğal Hukuka Döndü [mü?]

Dünya sisteminin çıkmaza girmesi, küresel ekonominin merkez kapitalist ülkelerdeki insanları bile tatmin edememesi, salgının kaygı, korku, hiçlik duygusunu bu yoksunluğun hayatta kalma dürtüsünü tetiklediği atmosferde insanlar artık iyiden iyiye kendilerini doğal hukukun kaidelerine yönlendirmeye başladılar. 

İnsan insanın kurdudur, felsefesinden daha eskidir, güçlü olanın hayatta kalması anlayışı… 

Kabul etmek gerekir ki doğa durumu içinde mutlak egemenlik, mutlak güç arayışı, zayıfı ezme bulunmaz. Dünyayı dille anlamlandırdıktan sonra simgesel düzen içinde kendine yer buldu insan doğası. 

İnsan doğuştan pek çok hususiyet getirir ama hiç kimse yeryüzüne kötü ya da iyi, zalim ya da mazlum, fakir ya da zengin, merhametli ya da vicdansız gelmez. Simgesel düzende “zaman içinde”, şartlar dolayısıyla varoluşunu, doğasını kendisi şekillendirir. “Herkesin herkesle savaşı” doğa durumunda bulunmaz, bu raddeye insanları, insanlar, tarih getirir. 

İnsanın insan üzerinde tahakküm kurması, yasaların çıkması, bulduğuna sahip olma, yaşamak için üretme, biriktirme, kendi sözkonusu olduğunda başkalarını gözden çıkarma doğal hayatın ve hukukun ötesindedir artık. 

Zayıfın öldüğü, güçlü olmasa bile her tür hile ve desiseyle de olsa “kazanmasını bilen”in yaşadığı bir hayat meşru değildir fakat Squid Game gibi filmlerde “amaç karşısında aracın meşruiyeti”ni sorgulamama adeta bir kaide halini alır. Bundan daha önemlisi salgın ve küresel kriz artık insanlara hayatta kalmak için herşeyi yapabileceklerini, özneleşmeye çalıştıklarında başlarının ezileceğini, kendisine dikte edilen kurallara uyduklarında var kalacaklarını belirleyen irade egemenliğini kuvvetlendirdi. 

İnsanlar sürekli kriz, hastalık korkusuyla başbaşa kaldıkları için kendilerine uzatılan şefkat elini bile ısırır hale geldi. 

Neoliberal sistem ile tebaa arasında efendi köle diyalektiği sık sık yer değiştirir hale geldi. İnsanları Squid Game’in içine alan efendi, köle gördüğü bireylerin kölesi haline geldi; sistem de artık varolabilmek için sürekli yeni bir oyun, yeni bir simülasyon, yeni bir hikaye anlatma mecburiyetinde…

24.10.2021

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz.