İÇİNDEKİLER

SONSÖZ

İSLAMCILIĞA NEOLİBERALİZM; NEOLİBERALİZME İSLAMCI AŞI

NEOLİBERAL İSLAMCILIĞIN KÖKLERİ

NEOLİBERAL İSLAMCILIK

1980’LERİN İSLAMCILIĞI

1990’LARIN İSLAMCILIĞI

NEOLİBERAL İSLAMCILIĞIN KARNESİ

İSLAM İKTİSADI TARTIŞMALARININ BOYUTU

İSLAMİ BURJUVAZİ: MERKEZİN TAŞERONU

İSLAMCI SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI

FİKİR VE İNŞADAN ANALİZ VE YAPIBOZUM’A İSLAMCILIK

BİR GAZETECİ HAREKETİ OLARAK İSLÂMCILIK

NEOLİBERAL İSLÂMCILIĞIN KAYNAKLARI

YENİ DİNDARLIK

İSLÂMCILARIN AHLAKI: İSLÂM’IN AHLAKI MI, POSTMODERNİZMİN AHLAKI MI?

İSLÂMCILARIN PSİKOLOJİSİ

İSLÂMCILARIN MUHAFAZAKÂRLIĞI

İSLÂMCILARIN DEMOKRATLIĞI

SOLUN NEOLİBERAL İSLAMCILIĞA BAKIŞI

TÜRK TİPİ NEO – LİBERALİZM, BİZE ÖZGÜ KAPİTALİZM MÜMKÜN MÜ?

NEOLİBERAL İSLAMCILIĞIN MARJİNAL DİLİ: KAFEİNSİZ KAHVE

“2013 EŞİĞİ”Nİ GEÇERKEN İSLÂMCILAR

İSLÂMCILIĞIN 2015 KIRILMASI

İSLÂMCI KADININ KUSURSUZ CİNAYETİ

YAZILARIN KÜNYESİ

KAYNAKÇA

İNDEKS

 

SONSÖZ

Bu kitapta yer alan yazıların başlıkları hatta alt başlıkları bile birer müstakil kitap olacak denli kapsayıcı konuları ihtiva ediyor. Neoliberal İslamcılık kapsamında ele aldığımız genel tezler, yargılar, konu başlıkları ve temaların bu dönemin öncesine dayanan, Türk modernleşmesine hatta İslam düşüncesine kadar taşınabilecek derinliği var. Hiç şüphesiz kapsamlı ve aktüel boyutu da bulunan meseleleri bir kitapta toplamak bazı riskleri de içeriyor.

1980 – 2015 arasındaki İslamcılık düşünce ve hareketini tanımlama sürecinde fonksiyonel olduğunu düşündüğüm Neoliberal İslamcılık terkibine başka ideoloji mensuplarının kavram dünyasıyla irtibatlı eklektik bir yaklaşım getirmek gibi niyetim de yok. Öteden beri İslamcılık hakkında birtakım çalışmalar yapanlar bu dönem için farklı adlandırmalar yapıyor. Fakat bu satırların yazarı Türk modernleşmesinin “Batı medeniyeti”nin etkisinde geliştiğini düşündüğü, İslamcılık hareketinin doğrudan dünya sisteminin parelelinde geliştiğini gördüğü için, yerleşik kapitalist dünya sistemi ile İslamcılık hareketinin “birlikte” ele alınması gerektiği kanaatine vardı.

Zaten dünya sistemi 1970’lerde “tarzını” değiştirerek neoliberal politikalara geçerken, bu durum ABD ve İngiltere gibi merkez ülkelere siyasî olarak 70’lerin son çeyreğinde yansıyor. 1980’lere bir kaç adım kala ve sonrasında İran, Pakistan, Mısır, Türkiye gibi ülkelerdeki “keskin” siyasî ve akabindeki iktisadî, fikri ve kültürel transformasyonlar, darbeler, neoliberal siyasî itikadın neticesinde ortaya çıkıyor. 12 Eylül darbesini 24 Ocak Kararları’ndan ayırmak mümkün mü?

Neoliberalizm klasik merkez – çevre modelini esnetip, “çevredekileri” de sisteme dahil ederek, dışlanmışların, kenardakilerin, marjinallerin, etniklerin enerjisi yoğun talepkarlıklarından, motivasyonlarından işlevsel bir dünya sistemi tasavvur etmiştir. Özal, neoliberalizmin bu anlayışına bağlı olarak İslamcıları, tarikat ve cemaat yapılarını dernek, vakıf, medya ve İslami bankacılık ile sisteme sokmayı başardı. 90’lar bu süreci sancılı hale getirse de 2000’ler neoliberal İslamcılığın kat’i başarısı ile geçti.

Bu kitapta kısa da olsa neoliberal iktisat ile siyaseti, neoliberal İslamcılığın Osmanlı’dan Menderes ve Özal köklerini, 1980 – 2015 arasının kendi içindeki bölümlendirmesini anlatmaya gayret ettim. Bu bakımdan 1980 ve 1990’ların genel İslamcı kültürünü “dergiler”in atmosferiyle ele aldım.

Her kitabın bir kaderi vardır. Bu kitabın doğmasına vesile olan yazı, İtibar dergisindeki ilk yazımdı aynı zamanda. O yazı kendi kişisel blog sayfamda yayımlanmış, ardından genişletilerek İtibar’da yer bulmuştu. Bu dergideki İslamcılık ile ilgili yazdıklarımın yeni bakış açılarına, tartışmalara yol açtığını ve açacağını düşündüğüm için devam etmeye karar verdim. Neticede bu kitap ortaya çıkarken, bana bu yolu açan ilk dört yazı enteresandır, bu sayfaların arasına giremedi.

Bazen düşünürüm, çok atıflı, kaynaklara dayalı ve “uzun” yazılar yazmak zamanın ruhuna teslim olmuş insanlar düşünüldüğünde “mantıklı” mı diye… Tezlerimin, öne sürdüğüm fikirlerin, bir “temele yaslanmaması”, zeminden kopuk olması beni rahatsız eder. 1980’lerle ilgili bir görüş öne sürerken o dönemin “ruhunu ve atmosferini” en iyi anlatan kaynaklara, dergilere bakmamış olmak, onlara atıf yapmamak düşünülemez. O yüzden günümüzde yazı ve kitap çok, fakat bunların vasıflı, bir zemine oturanları son derece az. Kaynakçayı bu nedenle olabildiğince geniş tuttum.

Dönem devam eder, neoliberal İslamcılığın aktörleri hala faaliyetlerini, aktivitelerini sürdürürken, üstelik akışkan zemindeki taşlar daha yerine oturmadığı halde böyle bir çalışma yapmak… Evet, ihtiyatlı, hesaplı, ilmini, yazısını hesap kitap yaparak, âlî menfaatleri gözeterek icra edenler bunu mutlaka fikri bir kılıfa yerleştirerek izah ederler. Gelecekte bir takım konformistler aheste aheste, ballandıra ballandıra bu dönem İslamcılığını anlatacaktır.

Hegel öyle diyor: Düşünür en iyi kendi çağını bilebilir; en yetkin kendi çağını açıklar. Benim için “risk” aldığımı, “kariyer”ime Anadolu’da İslam Ruhu, Zamanın Ruhuna Karşı’nın engel olacağını ifade eden çok oldu. Neoliberal İslamcılığı biraz da bu dönemi yaşamanın getirdiği “hissiyatlı gözlemler” olarak değerlendirmek lazım. Katiyen, İslamcılar dejenere oldu anlayışıyla hareket etmedim, yazıklanmadan uzak durdum. Zira neoliberalizmle İslamcılığın artık “başka” bir boyuta, evrene geçiş yaptığını düşünüyorum. Dolayısıyla eski dünyanın çok matah olmadığını bilirken, yeni dünyanın İslamcılarının ne kadar İslam merkezli düşündüklerini sorgulamayı teklif ediyorum.

Neoliberalizm, neoliberal İslamcılık, yeni bir iktisat, yeni bir siyasa, yeni bir toplum, yeni bir din anlayışı, yeni insan teşekkül ettirdi.

İslamcılığın 1980 sonrasında dönüştüğünü, dünya sistemine uyum yönünde politikalar geliştirdiğini değil bilakis kapitalizmi, neoliberal dünya sistemini “sahiplendiğini”, “kraldan çok kralcı” kesildiğini iddia ediyorum.

Kapitalizmin belirgin bir doktrini, dünya görüşü yok; kapitalizm kendini her ülkede, her ulusta oranın yerleşik geleneklerine göre uyarlayabiliyor. 80’ler adaptasyon dönemiydi, herşeyin İslamisi icat ediliyordu, adaptasyon, uyarlamaya sonra da sahiplenmeye dönüştü. Neoliberal İslamcılığın kendi ahlak anlayışı da bu dönemde şekillendi: “sahiplenme etiği”. Bu dönemin ahlak anlayışını içeren bir yazı da kitapta mevcut. Ele aldığım konular bugünün İslamcılarını ne kadar anlatıyorsa, kullandığım kaynaklar o kadar “dışarı”ya ait. Bu yönde ikazlar aldım fakat sonradan ekleme yapmak içimden gelmedi. Kitabın içindeki yazılar, bilhassa yeni dindarlığın tezahürlerine, muhafazakarlığın boyutlarına odaklanan yazılarım bu süreci anlatıyor.

İslamcılık hareketi, Tanzimat döneminde, İslamcılığı tartışmalı aydınların, Genç Osmanlıların Tanzimat Fermanı sonrası Müslüman ile gayrimüslimi “denk” gören anlayışa itiraz ederek, topyekûn Batı karşıtlığıyla ortaya çıkmıştı.

Meşrutiyet bunu yumuşattı; medeniyet dedi, suçu Müslümanların üzerine yıkmak istedi, “Batının tekniğini alalım, kültürünü reddedelim” eklektizmine girişti. Cumhuriyet ve Tek Parti sonrası rüzgarın önündeki yaprak gibi, dünya sistemi yeni yeni doktrinlerle her on yılda bir yenilenen İslam anlayışlarına uç verdi. 1980 sonrasında, kamunun gelişmesi, “merkez”in çevredekilere sınırlı da olsa açılmasıyla birlikte taşra heveskarları İslamcılığı, kariyerizme endeksledi. 2015’e gelindiğinde, devletin, sermayenin, medyanın bir yerlerinde adacıklar halinde de olsa İslamcılar söz sahibi, kamuda başörtüsü serbest, Müslümanların etkinliği hayli kuvvetli. Buna rağmen bir huzursuzluk, bir rahatsızlık, mutmain olamayış hakim.

Bugün “İslamcı çok, İslam yok” sendromu, “fikren felç, refleksçe dinç” bir dönem yaşanıyor. Tanzimat İslamcılığı İslamcıların gündemine hiç girmiyor: gayrimüslimle Müslümanın denkleştirilmesine itiraz edecek İslamcılık silindi gitti. Onun yerine neoliberal İslamcılar, Avrupa’ya ciddi tekliflerle gidiyor, “Batı artık kapitalizmi geliştiremiyor, hazır sistemi batıracaklar, bize devretsinler, Müslümanlar her şeyin en güzelini yapar” diyorlar.

***

Neoliberal İslamcılık 20. asrın sonunda, 1980’lerin ortasında belirginleşen, kendinden önceki dönemlerin anlayışından, metodlarından, hedeflerinden bilhassa 27 Mayıs’tan sonra kuvvetle savunulan İslam Devleti görüşünden uzaklaşan; İslam’ı inanç, siyaset, ibadet, ahlak başta olmak üzere bir bütün olarak ele alıp hayata hakim kılma fikrini, Müslümanların kamuda etkinliğinin artması biçiminde yorumlayan; Batı dünyasıyla, moderniteyle ve bilhassa kapitalizmle hesaplaşıp, onu geriletmenin yerine Müslümanların maddi olarak güçlenmesi için dünya sistemiyle, piyasa ekonomisiyle entegrasyonunu öne alan; Müslümanları tarih boyunca en hızlı modernleştiren, siyaseti ana metod olarak görüp aktivizmi, etnik kaygıları, postmodern söylemi kullanan; İslamcılığın klasik kaynaklara dönme, tecdid, ihya, ıslah, İslam birliği gibi İslami dönüşümü ifade eden kavramlarını arka plana iterek, daha çok Müslümanların kamuda varolmalarını garantiye almalarını sağlayacak barış içinde bir arada yaşama, çoğulculuk, çokkültürlülük, ötekileştirmeme, hoşgörü kavramlarını öne çeken bir harekettir.

Neoliberal İslamcılığın genel olarak belli başlı özellikleri şöyledir:

  1. Neoliberal İslamcılık, fikir, ütopya, kadro hareketi, ideoloji ve doktrin olmaktan ziyade bir kariyerizmdir. İslami inşa ve İslam’ı yaşama iddiasından Müslümanların görünmesine, kapitalist piyasada var olmasına önem verdiği için yeni kariyeristleri yüceltti.
  2. Neoliberal İslamcılığı büyük oranda korkular yönlendirir: Tek Parti uygulamalarına dönme, demokrasinin getirdiği “temsil kabiliyeti”nin kaybolması, Özal ile başlayan maddi imkanların, 28 Şubat ve onun tekrarlanması korkuları, entegrasyonu beraberinde getirir. Tek Parti uygulamalarının geri gelmesi korkusu 28 Şubat’ta nüksederken, 2000’lerden sonra maddi kazanımları yitirip, 80 öncesi şartlara geri dönüş korkusu piyasaya güç katmıştır.
  3. 1980 öncesinde İslamcılar kendilerini öteki ideolojilerden, sağ ve soldan, bilhassa da komünizm karşıtlığı nedeniyle sosyalizmden uzak tutar, yer yer bu yapıları düşman olarak tanımlarlardı. 1980 sonrasında liberalizm, 90’lı yıllara doğru sol yöntemler, sol söylem, 2000’lerden sonra da muhafazakarlık İslamcılığın bünyesine katıldı.

90’lardaki sol – liberallerle ittifak 2011’e kadar sürdü.

  1. Entegrasyon için İslamcılık büyük bir eleştiri furyası başlattı. İslam devleti kavramı üzerinden, İslamcılar İslamcıları “ayakları yere basmayan” teoriler, projeler geliştirdiği için eleştirdi. Neoliberal İslamcılık toprağa, millete, tarihe en uzak, en yabancı söylemi geliştirirken, İslamcıların “merkeze yaklaşma”sını yüceltmeyi sürdürdü.

İslamcılık 27 Mayıs sonrasında tercüme hareketleriyle beslendiği Türkiye dışı kaynakları aynen korurken, 90’larda bunları yererek yerlerine bu sefer neoliberal söylemleri yerleştirdi.

Seyyid Kutup, Mevdudi 90’ların söylemlerinden daha “yerli” kaldı.

  1. Tanzimat döneminin Genç Osmanlılar gibi İslamcılığı tartışmalı aydınları, Tanzimat Fermanı’ndaki “müsavat” ilkesine, İslami kaygılarla karşı çıkmışlardı. Meşrutiyet İslamcılığı “Batının tekniğini alalım ama kültürünü değil” anlayışıyla medeniyet yorumu getirerek kapitalist modernite ile uyum yönünde ilk ve derin adımları atmıştı. Cumhuriyet’in Tek Parti dönemi sessizlikle geçerken, Tek Parti sonrası İslamcılığı, bu dönemin uygulamalarının korkusuna 27 Mayıs sonrasında gelişen tercüme hareketlerinin getirdiği dil, tezler ve İslam algısıyla kendini belirginleştirdi.

1980 sonrasının neoliberal İslamcılığı ise Tanzimat İslamcılığı’nın mirasını yok sayarak, gayri Müslimlerle, Batı ve kapitalizmle birlikte yaşamanın şartlarını aramaya, Medine Vesikası, Garson Devlet söylemleri üzerinden entegrasyonist toplum modelleri geliştirdi.

  1. Başörtüsü neoliberal İslamcılık döneminde “sorun” olarak ortaya çıkıp, “çözüm”le nihayetlendirildi. İslamcıların bu dönem sistem karşısındaki en büyük “koz”ları, muhalefet unsuru ve taleplerinin başını başörtüsünün “kamuda görünmesi” oluşturuyordu. Başörtüsü, bu dönem İslami talepler için değil ama Müslümanların kamuda kendilerinin de temsil edildiğini göstermek için İslami kavramlarla değil, demokrasi, insan hakları ve özgürlükler kavramlarıyla savunuldu.

80 öncesi münferit vakalar üzerinden tartışılan mesele 80 sonrası tüm Müslümanlara teşmil edildi.

  1. İslamcılar 80 sonrasında “hedef”lerini, sistemin kendisini tanımasına, kamuda varlık kazanmaya bağladığı için, 80 öncesinin kendini dışta tutan, kendi dünyasında İslami yaşamı hayata geçirmeye matuf tavrını adeta gözlerden uzakta tuttu. Kamuda yer almak için eziklik, ötekilik, marjinallik ifade eden “biz de bu ülkenin vatandaşıyız” söylemi, Türkiye’de Müslümanların “zenci” muamelesi gördüğü kompleksiyle uyum politikaları yönlendirildi.

80 öncesi, “devlet bizim ama idareciler değil”, görüşü Müslümanları bu ülkenin temel sahibi kılıyordu.

  1. Neoliberal İslamcılığın siyasi hareketi Milli Görüş olarak gözükse de, neoliberalizm Milli Görüş etrafında toplanan “İslami siyaset” taraftarlarını dönüştürdü. Özal ile başlayan süreç AK Parti ile devam etti. Bu bakımdan neoliberal İslamcılığın temelleri Menderes’e, gövdesi Özal’a, çatısı AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan’a aittir. 1993 yılına kadarki RP, neoliberal değil bilakis neoliberal karşıtı kimliktedir.

RP’ye yapılan eleştirilerin başında “niçin İslami siyaset uygulamıyorsun” değil, “neden 90’ların tezlerini, çoğulculuk, çokkültürlülük, bir arada yaşamayı hızlandırmıyorsun” şeklindedir.

  1. Neoliberalizm merkez – çevre modelinin esnetilerek çevrede merkeze yani kapitalist piyasaya girmek isteyenleri eklemlemek anlamına gelir. İslami burjuva, tarikat ve cemaatlerin şirketleşmesi, sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla devlet ve sermayeye bağlanarak, para aktarımı böylece gerçekleşmiştir.

“Bir lokma bir hırka” anlayışı “bin lokma bin hırka”ya dönüştürülürken, fakir Müslümanlar küçümsendi.

  1. Tarikat ve cemaatler, neoliberallerin maddi aktarımını doktrinleştirirken, “bu dönemde cihadın artık para ve oyla yapıldığı”nı Müslümanlara kabul ettirdi. “Her alanda güçlenme”, “her sahada Müslümanların da bulunması” anlayışı, gerçekten her alanda Müslümanların var olmasını sağladı ama kapitalizmi geriletmedi bilakis daha da güçlendirdi, İslam’ı daha da zayıflattı.
  2. İslami bankacılık, Özel Finans Kurumları bu dönemin temel dönüştürücüsü oldu. Bu olgunun altını doldurmak için fıkıh kuvvetli olarak devreye sokuldu.
  3. Para ve oy, yeni kariyeristleri, yeni şirketleri, yeni medyayı ve bunların doğurduğu “küçük burjuva adetleri”ni, “görgüsüz kültür”ü getirdi. İslami tatilden, giyim kuşamın modernleşmesine kadar yeni bir dindarlık, yeni bir kültür, yeni gündemler hatta yeni bir İslamcı portresi meydana geldi.

Yeni medya, Kemalizme ve 28 Şubat’a muhalefet eder, “kendi gündemini oluşturduğu” aforizmasıyla kendini kandırırken, İslami burjuva ve genel olarak Müslümanlar da İslami yardım kuruluşları vasıtasıyla merhamet inşa ettikleri yargısı üzerinden vicdanlarını tatmin etti.

  1. 80’lerin ortasına kadar Müslümanların temel derdi, İslam’ın anlaşılması, Müslümanların İslami bir hayatı yaşamasıydı.

“Gerçek İslam” Meşrutiyet İslamcılığından beri tüm kesimler tarafından yeniden yeniden tanımlandı. 80 öncesinin “gerçek İslam”ı ile bilhassa 90’lardan sonraki arasında çok fark olduğu ortaya çıktı. Müslümanların, kapitalist modernite içinde “gerçek İslam”ı minimal düzeyde, kendi öznellikleri, küçük dünyaları, cemaat ve tarikatları arasında yaşayabilecekleri fikri gelişti.

Birtakım etnik İslamcıların, eski ülkücü radikallerin, tarikat ve cemaat çevrelerinin kanaati “herkesin öncelikle dini kendi” içinde yaşamasıdır.

  1. Öze dönüş, kaynaklara müracaat İslamcıların vazgeçmediği tezlerin başında gelir. Fakat bu temel görüşler yeni İslami yöntemlerin geliştirilmesinden ziyade, neoliberal ilkeleri belli bir müddet kabul etmeye bağlı olarak görüldü.
  2. 27 Mayıs öncesindeki tarikat ve cemaat sayıları ile 2015 yılının İslami gruplarının niceliği arasında hayli fark vardır. 27 Mayıs ile milliyetçilik – muhafazakarlık – İslamcılık ayrıldı. İslamcılık 60’ların ortasından itibaren bölündükçe bölündü. Nurculardan, Nakşilere, radikallere kadar her yapı kendi içinde çoğaldı. Her grup varlık alanını korumak ve geliştirmek için sistem ile temasa geçmeyi, maddi olarak büyümeyi esas aldı. İlerlemek, terakki etmek bir grubun öteki gruptan daha büyük olması anlamına geliyordu.
  3. Neoliberal İslamcılığın entegrasyon alt yapısını, 80’li yıllardaki tutumlar oluşturdu.

Öncelikle kavramları tartışmak, onlara yeni anlam yüklemek, “bilginin İslamileştirilmesi”ni yöntem olarak görüp, “her şeyin İslamcası”nı hayata geçirmek, medeniyet görüşünü geliştirerek maddi medeniyeti meşrulaştırmak, İslami kavramları yeniden yorumlamak gibi türlü çabalara gidildi. İlahiyatçılar önemli görevler alırken, “meal”ler ve İslami tebliğ metodu üzerinden tartışmalar ve çıkmazlar 90’ların söylemini geliştirdi.

80’ler adaptasyon, 90’lar tartışma, 2000’ler ise sahiplenme ve uygulama demektir.

  1. 80’ler, Batının manevi çöküşü, Batıdan ihtidalar, Afganistan cihadının açtığı parlak yol, orucun sıhhate iyi geldiği, Rabbani, Hikmetyar gibi isimlerin kanaat önderliğini, İslam’ın şiddet taraftarı olmadığı gibi görüşleri savunuyordu. Buradaki savunma dili, Türkiye dışına bakan yönü, taşralı ürkekliği ve talepkârlığı, entegrasyonu sağlamıştır.
  2. İslamcılar, dindar kadınlar 80 öncesinde “görünmemek” için çabalarken, neoliberal İslamcılık ile birlikte her ortamda “görünmek” için can atar oldu.

1 Ekim 2015 / Keçiören

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz.