İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ

GİRİŞ

ZAMANIN RUHUNU BELİRLEYEN KÜRESEL MEDENİYET

ZAMANIN RUHU VE İSLAM – BATI ÇATIŞMASI

KUL DEVŞİRMESİNDEN SİSTEM DEVŞİRMESİNE TÜRK MODERNLEŞMESİ

ÖTEKİ, HOŞGÖRÜ, BİR ARADA YAŞAMA, ÇOK KÜLTÜRLÜLÜK KAVRAMLARI ÜZERİNDEN ZAMANIN RUHU

KÜRESEL KÜLTÜR, ORTA SINIF VE ZAMANIN RUHU

YAŞAYAN NİHİLİZM, ÇOĞUL HAKİKAT, PİYASA VE YENİ BİR METAFİZİK ARASINDA GÜNÜMÜZ İNSANI

KAYNAKÇA

YAZILARIN KÜNYESİ

İNDEKS

 

ÖNSÖZ

İnsanlar geçmişle hesaplaşır, gelecek kurgusuyla yüz yüze gelirken oldukça cüretkâr, istekli ve özgüven içinde oldukları halde yaşadıkları ân, içinde bulundukları zaman ve dönem söz konusu olduğunda ürkek, korkak ve ihtiyatlıdırlar.

Geçmiş fiilen kendini savunamadığı, gelecek “oluş”madığından insanoğlunun kırıp dökmelerine, tabansız ithamlarına maruz kalabilir. Yaşanan zaman, ân bir sürece tekabül ettiği için kişioğlunu en hafifinden “tarih dışı”na iterek cezalandırabilir. Bu ihtimal insanları yaşanan zamana karşı korunmasız bırakır. Süreç neyi gerektiriyor, gidişat neyi işaret ediyor, zamanın ruhu hangi yönde seyrediyorsa onu yakalamak isteği bir “güdü” derecesinde insan varoluşunu etkiler.

Zamanın ruhu, tarihi yakalama manasına gelmez.

Zamanın ruhunu anlamak, ona teslim olmak demek değildir.

Zaman ile zamanın ruhu arasında, insan ile şeytan varoluşlarını karşılayacak

denli örtüşmeler vardır.

Zamanın ruhu bozar, zaman tamir eder.

Zamanın ruhu dünyadır, yani içine düştüğümüz zeminin kendine ait kuralları içinde, gündelik hayatın akışına bağlı giderek kendinden uzaklaşan insanı dönüştürür.

Zaman, ontik durumlar karşısında yuvarlanan ve debelenen insanın, kendini tamir etmesini, asl’ına rücu etmesini, kendiliğini ve otantikliğini yakalamasını sağlar.

Günümüzde “çağı yakalayamayan”, “arkaik” kalmış, zamanın ruhunu kavrayamamış, kavrasa bile ona intibak etmeyi reddetmiş kişilere istihzayla bakılmakta, küçümsenmekte dahası acınmaktadır.

Zamanın ruhu dünyayı mutlaklaştıranların gerekçelerini sağlamlaştırmaya yarar. Casiye Suresi’nde belirtildiği gibi zaman ve insan dünya hayatından ibaret değildir: “Dediler ki: ‘(Bütün olup biten,) Bu dünya hayatımızdan başkası değildir, ölürüz ve diriliriz; bizi ‘kesintisi olmayan zaman’ dehrin akışından başkası yıkıma (helake) uğratmıyor.’ Oysa onların bununla ilgili hiç bir bilgileri yoktur; yalnızca zannediyorlar.” Zamanın ruhu, bize sadece dünyanın değil, yaşanan dönemin ilkelerinin de kutlu olduğu izlenimini verir. Halbuki ne 1960’ların sosyalizm özlü sentezleri ne de 80 sonrasının Neoliberal vurgulu dindarlık anlayışı mutlaktır, hakikattir. Hakikat zamanın ruhunda değil, zamanın içinde yer alır. Zamanın ruhu, geçmişi önemsemez, gelecek tahayyülü sınırlıdır; oysa zaman “kalu bela”dan başlar, insanın Rabbiyle buluşmasıyla devam eder. Zamanın ruhunu egemen medeniyetin kavramları, dili, bakış açısı belirler. Bugün zamanın ruhunu Batıyı da aşan çok kapsamlı Küresel Medeniyet belirlemektedir.

Bugün dünyada tarihin gördüğü en sert, en müdahaleci, insan varoluşuna karşı en saldırgan imparatorluk hüküm sürmekte. Bu imparatorluğun ne bir merkezi ne idareci kadrosu ne de belirgin bir ordusu var. Finans kapitalin ürettiği Neoliberal kültür, mecburiyetler üreterek, borçlandırarak, piyasadan geçmeyen emeği, üretimi, sermayeyi cezalandırarak, insanları “maaşlı burjuva” haline getirerek etkinliğini sürdürür. Bu kültür tarihin gördüğü en yaygın yaşam biçimidir. Gündelik hayatı tüm kılcallarına kadar belirleyen Küresel kültür, dünyadaki tüm milletleri egemenliği altına almıştır.

Zamanın ruhu, Küresel medeniyet, serbestlik, müdahale etmeme, ötekileştirmeme, kültürel çoğulculuk kavramları altında herkesi kimliksizleştirmeyi başarmaktadır. “Ortak dünya vatandaşı” bir proje adı olarak itibar görmese, insanlar farklı folklora, farklı tarihe ve dine sahip olsalar bile yeni “ortak yaşam” biçimine kolayca uyum sağlamışlardır.

Burada sorulara verilecek cevaplar esasında irade beyanıdır: Küresel medeniyetin zamanın ruhu eliyle uyguladığı “sessiz şiddeti”, herkesi “ortak cemaat” yapan tavrı bir Müslüman olarak bizleri rahatsız ediyor mu etmiyor mu? Müslüman biricikliğini tehdit eden zamanın ruhu en çok yardımı kimden alıyor? Herkesin bildiği ama kimsenin söylemeye cesaret edemediği hakikat, zamanın ruhunu hangi saiklerle olursa olsun makbul addetmemizi gerektiriyor mu?

Bugün sadece Müslümanlar değil tüm insanlar bir “felç” hali içinde. Zamanın ruhuna aykırı davranabilme, kendilik bilgisini konuşturabilme ve kapitalizmin yeni versiyonu Neoliberalizme karşı koyabilme potansiyeli taşıyan Müslümanlar, Türkler aynen bir felçli gibi yaşıyor. Geçmişini yani ideal olanı çok iyi hatırlayabildiği, gelecek için yanıp tutuştuğu, olan biteni, zamanın ruhunu ve gidişatı çok net görebildiği, zekâsını kullanabildiği, düşünebildiği halde, ellerini, ayaklarını hatta başını oynatamayan bir felçli gibi uzanmış yatmaktadır. Umudumuz bu felçli topluluğun içlerindeki vicdanlıların gözlerinden sessiz sedasız akan gözyaşında!

Bu kitabı entelektüel kesinlikler karşısında aslında hiç kimsenin sesini duymadığı birinin çığlıkları gibi düşünün efendim.

06.09.2014 / Keçiören

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz.