Netflix Toplumu

Dünyada milliyetçiliklerin, ulus devletçiliklerin, popülizmlerin, yabancı-göçmen-İslam karşıtlıklarının, kendini inşa etmek ve korumak için “öteki”ne karşı tahammülsüzlüklerin ve düşmanlaştırmaların arttığı bir dönemde tam da bu eğilime taban tabana zıt küresel çapta “tek tip insan” icat etme politikası yürütülüyor.

 

Küresel Aynılık Çabası

Kapitalist dünya sisteminde siyasal manada içe kapanma, devlet ve toplumunu mutlaklaştırma, üst birliklerin çözünüp ulusları koyultma, küresel şirketlere karşı devletleri koruma döneminde kültürel ve iktisadi anlamda küresel bir aynılık çabası, küresel kültür, ırk-din-dil-renk farketmeksizin yekpare birey oluşturma çabası kendini gösteriyor.

Dünyada siyasal alan daralırken kültürel evrensellik, küresellik gelişiyor.

Özellikle neoliberalizmin dünya sathında yaygınlaşmasıyla toplumların kültürleri, hayat tarzları üzerinde ciddi enformatik, kültürel baskılar kurulmaya, bireyler ayrıştırılmaya, devletlerin ve milletlerin kendilerine has bağları çözülmeye çalışıldı. Bu süreçte Türkiye’nin nomosu da kağşatılma, heterodoks ve marjinal yönelimler güçlendirilme, milleti oluşturan ve bir arada tutan değerler etkisizleştirilme, gözden düşürülme sürecine girdi.

 

Fıtri Olan Sorgulanıyor

Öyle bir zamana erdik ki artık insanoğlu geleceğini daha fazla düşünmeye, teknik, teknolojik, ekolojik sorunlarla daha fazla boğuşmaya, kaygı katsayısı katlanmaya başladı. Bu yeni dönem insanlığın, toplumların, devletlerin de yeniden düşünüldüğü fıtri olanın sorgulandığı, temel varoluş ve varlık biçimlerinin gözden geçirildiği, dönüştüğü bir zaman olacak. Alıştığımız dünyanın sonu aynı zamanda kimliklerin, kültürlerin, varoluş şekillerinin alt üst olmasıyla gelecek.

Elon Musk ile eşi Grimes çifti yeni doğan çocuklarına “xea-12” ismini vermişler! Bir robottan bahsetmediğimize göre mevzu çocuğun doğuştan cinsiyet ve kimlik hususunda “kod”lanmaması… Robotun cinsiyeti, ruhu, kültürü, kimliği, hayat tarzı olmaz. Yapay zekanın daha aktifleşeceği bir çağa insanoğlu kendini uyarlayarak giriyor.

İnsan-oluş ile makine-oluş süreci eş anlı ilerliyor; unisex, tek ebeveynli, eş değil partnerin bulunduğu, tüm geleneklerin, dinlerin, inançların yani tarihin yapı söküme uğratılıp yeniden kurgulandığı bir yeni evreye giriyoruz.

 

Belirsizlik Çağı

Dijitalin açtığı kara delikten yavaş yavaş geçerken neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz; ilk verilerden nasıl bir evrene geçeceğimizin tahminini yapabiliyoruz. Daha dünya dışında yaşama imkanına kavuşmadan “dünya vatandaşlığı” kavramının içeriği doldurularak kültürlerin, milletlerin ve milliyetlerin etkisi zayıflatılıyor. Kara delikten geçerken nasıl bir dünyaya açıldığımızı bilmiyoruz; çünkü “belirsizlik çağı”na geçiyoruz.

Yeni evrenin ipuçlarına Netflix ideolojisiyle, Netflix’in toplum tasarımıyla ulaşabiliyoruz. Netflix bir fütürizm yapmıyor, önü sonu belli bir gelecek tasarımı da gerçekleştirmiyor. O platformun tek misyonu “yapıbozum”… Bunun en cari, aktüel göstergesi Minnoşlar dizisi. On bir yaşında cinsiyetini ve cinselliğini keşfeden muhtemelen bunun verdiği güç istencinin farkına varan Müslüman bir kızın İslam geleneğine çektiği resti izlerken meselenin yalnız cinsellik olmadığı anlaşılıyor… aslında büyük anlatıların, geleneklerin, dinlerin, toplum mekanizmaları da çözülmeye çalışılıyor. Minnoşlara hoşgörüyle bakan seküler kesimin on beş yaşında birbirleriyle anlaşarak evlenen, çoluk çocukları olan çiftlere düşmanlıkları, erkeğin “tecavüzcü” sayılmasından anlaşılıyor.

Yeni bir Stoacılık uç veriyor.

Öte dünyada değil bu dünyada kaybetmekten korkan bağımsız yaşamayı değil bağımlılıklarının elinden alınmamasını isteyen, otoriteden değil kendini beslemeyi, alışkanlıklarını sunmayı ihmal eden otoriteye karşı olan, kurtulmayı değil kurtarıcılardan kurtulmayı hedefleyen bu yeni özne ne kapitalizmi, ne bir avuç ezen elitin varlığını, ne değer yargılarının meşruiyetini umursuyor. Yeni birey, yeni dünya, yeni insan karşısında Netflix esasında tam da buna uygun bir “dünya” sunuyor.

 

Netflix Mekanizması

Netflix yapımlarına bakıldığında spor, haber, eğlence, yarışma gibi normal televizyonlarda bulunan programlardan hiçbiri yok. Filmler ve dizilerden oluşan bir dünyaya açıyor insanları. Bazen bir film uzunluğunda bile olamayacak konu birkaç sezonluk dizi halinde sunuluyor. Netflix toplumlardaki “yüzyüze iletişim”i, sokağı, dışarıyı, insanlarla konuşmayı, iletişimi kesiyor. İşinden ya da okulundan eve gelen kişi, odasına çekilip dizilerinin başına oturarak ve çoğunlukla “kontrol sende” imajı etrafında verili bir özgürlük eşliğinde keyfince ileri geri sara sara o dünyanın içinde yerini alıyor.

Bu izafi özgürlük, istediği filmin ya da dizinin istediği sezonundan, bölümünden başlama tarzı esasında hürriyetten çok ciddi bir kontrol mekanizması kuruyor. İnsanların boş zamanlarını hatta işinden ve ailesinden eksilttiği vakitleri kimseye bırakmadan dolduruyor küresel kültür; Netflix rutin fikrini, dizinin belli günde ekrana gelmesinden mülhem merak, gizem, sabır, hayallerle hadiseleri kişinin tamamlama imkanını, yaratıcılığı ortadan kaldırdığı gibi sürekli bir yapımı bitirip yenisine başlama açlığını, doyumsuzluğunu ifade ediyor.

Yoğunlaştırılmış imgeler, gevşetilmiş örgüler, seyrek kurgularla düşünmeyi değil tatmini, yüzeyselliği besliyor. İstediğin zaman, istediğin yerde, istediğin kısmından izleme fikri keyfiliği getirirken televizyonlardaki kontrolü kanalda tutan eril-otorite yerine kişinin aldığı bir mekanizmaya bırakıyor.

Netflix’in algoritmaları dizinin veya filmin tutmasından ziyade yapısöküme uğratılan temaların, sunulan hayat tarzlarının, marjinal yönelimlerin karşılık bulup bulmadığına bakar. Kendi zarar ederken sürekli yatırımcılarına para kazandıran bir platform kapitalizmin ruhuna zıt; anlaşılıyor ki bu küresel kültürü yaygınlaştırarak, bu yeni kültür-politik ve eko-politikten elde edilen kazanç, kurgulanan dünya, ulus devletlerin mensubiyet bağlarının çözülmesi küresel şirketler için daha kârlı.

Aidiyetleri çözen, yeni mensubiyet imkanları da sunmayan bu küresel kültür, Netflix ideolojisi, ırk, renk, din, kültür farklılığı içermeyen tek tip insan inşa ediyor. Bu kültür bireyin, toplumların her zerresini, her anını kontrol ederek, kişinin kendine, ailesine, arkadaşlarına, okuma-yazmaya, düşünmeye, dinin yaşamaya vakit ayırmasının önüne geçiyor. Netflix ceo’sunun “kitap okumayın” tavsiyesi bireye gerekli donanımı küresel kültürün dijital platformdan verdiği yargısını destekliyor.

 

Netflix Konuları

Teknoloji insanın elinden gittikçe kayıyor; teknik üzerinden bir akıl ve dünya kurmaktan çok dijital dünya yetkeyi devralarak insanı, dünyayı, değerleri belirliyor, yeniliyor, yönlendiriyor!Bu yönlendirmeyi yaparken toplumları, tarihi, devletleri hatta bireyleri yapı söküme uğratıyor.

“Doğma”lardan kurtarma adına yeni doğmalar sunan Netflix’in içinde olduğu küresel kültür, dizi ve filmleriyle aşırı, sapkın ve sert cinsellik, unisex-lbgt kimlik, madde kullanımı, marjinalliğin normalliği, cinayet, şiddet, baba-erkek-otorite düşmanlığı, ilahi dinlerin küçümsenmesi, dinin hayat tarzı sunmasından çok kültür formuyla zikredilmesi, değerlerin ve kutsalların tahfifi üzerine yoğunlaşır.

Yapımlarında ensest ilişki, yağma, eşcinsel anne ve baba, şiddet, intihar, hedonizm, uyuşturucu satıcılarının, kötülerin kahramanlaştırılması, İslam’ı tahfif, her türlü canlıya tecavüz, her milletin kendi tarihiyle ilgili film ve dizilerde “resmi tarih”lerin yıkımı, şeytan-tanrı-melek kavramlarının yer değiştirmesi, okullarda seks işçiliği yapan öğrenciler, birbiriyle öpüşen kız çocuklar, çocuk cinselliğini işleyen Netflix; özellikle son yıllarda iyice gelişen feminizm, lbgt akımları, z kuşağı ve deizm tartışmaları, çocukların, gençlerin, devletlerin, milletlerin, kimliklerin üzerindeki tutumları, politikaları, yönlendirmeleri daha net ifade eder.

Netflix’in, küresel kültürün çok sesli, insanları önemseyen, özgürlüklere değer veren bir yöneliminin bulunduğu varsayımı son derece yersiz; tam tersine ebeveynsiz, kimliksiz, unisex, melez karakterler küresel kültürü kurgulayan Batı merkezli bakışın otoriterliğini, hegemonyasını daha da katlıyor.

Toplumları çözen, milletlerin nomoslarını tahrif eden, köklerini kurutan yeni kültür ögeleri aynı zamanda açgözlülüğü, kendini kurtarmayı, sapkın bireyselliği kutsuyor. Bunları kapitalizmin tüketim ideolojisi, moda, trendler, daha çok kazanma gibi yorumlarla sıradanlaştırmanın ötesinde yeni dünyanın kodları gibi okumakta fayda var.

Örgütsüz, bağlantısız dijital cemaatler, dünyada üretilen metanın kendisinde de olmasını talep eden bireylerden müteşekkil çekirge sürülerini andırıyor.

İslam-Türk-ehli sünnet-gaza omurgasından oluşan Türkiye’nin nomosu küresel kültür tarafından gün geçtikçe sanki daha milliyetçi, daha dindarlaşan toplum ikame ediliyormuş atmosferi içinde dejenere ediliyor; gençlerin, bireylerin Türkiye’den gitme isteklerini ve gerekçelerini hatırlatmak bu sürecin bir parçası. Aktif nihilizm tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de canlı; dijital platformları özgürlük sahası görenler, gençlik de inşa etmeden yıkmayı öne çekiyor, cari nihilizm uyarınca.

 

Düzeni ve Hiyerarşileri Yıkmak

Netflix yapımlarında değil sadece televizyon programlarında, öteki dizi ve filmlerde de merkez, hiyerarşi, baba, kutsal, hoca imgeleri küçümseniyor, önemsizleştiriliyor.

Bir yapımda mesela öğretmen şahsi meselesini içki masasında öğrencisiyle tartışıyor; bu insaniliğin ötesinde “yer’in, zeminin kaymasıyla ilgili… Geleceği Dönüş filmlerinin birinde Biff karakteri gelecekte dedesine parasını vererek arabasını yıkattırıyor, beğenmediğinde de onu çocuk gibi azarlıyor.

Küresel kültür öğretmeni, siyasetçiyi, babayı gözden düşürmek, aile-devlet-eğitim mekanizmalarını çözmek, hiyerarşileri ortadan kaldırmak için güya otoriteye isyanı meşrulaştıran bir sanal, gerçekçi olmayan özgürlük algısı yerleştiriyor.

Saygı ve sevgi kavramları doğmaları reddetme adına menşei belirsiz dijital ahlak manzumesiyle yok ediliyor. Yine büyük anlatılardan, geleneklerden, bireyi güya kısıtlayan normlardan uzaklaşma namına “kafana göre yaşa”, “takılıyoruz abi”, “ân’ı yaşamalı” gibi sahicilikten uzak, maskeli, amaçsızlığı ve köksüzlüğü belli eden, geleceğe ilişkin umutlu gözüken bir siniklik ve ümitsizlikte yeni bireyler milletleri, devletleri aşarak küreselleşiyor.

İsteriz ki bu dijital cemaatlerin, yeni bireylerin bir “b planı”, “gizli ajandası” olsun! Zemini, belli bir yeri olmayan yeni bireyin adanma, feda, bağlanma gibi değerlere de karşı olduğu düşünülür, aileden okula, siyasetten dini kurum, kişi ve yönelimlere mesafesi göz önüne alınırsa ciddi bir yalnızlık, sahipsizlik; sahipsizliğe bağlı boşluk yeni bireyi bekliyor. Kapitalist dünya sistemi boşluğu doldurmayı her zaman başarır.

Değerlere, akıldanelere sahip olmayan bireylere sahip çıkar!

Star Açık Görüş – 29.08.2020

https://www.star.com.tr/acik-gorus/sahipsizligin-ideolojisi-netflix-toplumu-haber-1568717/

1 YORUM

  1. Elinize sağlık Ercan hocam. Maalesef son derece önemli olan bu konu memleketimizin yoğun gündemi arasında doğru düzgün tartışılmıyor bile. Dün bir haber gördüm, Netflix’te çıkan “sosyal ikilem” isimli yapımın tanıtım cümlesi şöyle: “Telefonunuza bakmadan duramıyorsanız yalnız değilsiniz. SOSYAL AĞ BAĞIMLILIĞI BİR OLUMSUZLUK DEĞİL, BİR ÖZELİKTİR. Bildiğimiz her doğrunun zemini yok ediliyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz.