Yazıyı pdf formatında okumak için:
Dijital Tekno-Medeniyet Çağında İslam Düşüncesi

Çağdaş İslam düşüncesine yaklaşımlardan bahsedilse bile bir çağdaş İslam düşüncesinden söz edilemez.
Çağdaş İslam düşüncesi diye ele alınan konular, 19. asrın son çeyreğinden itibaren ortaya atılan tezler, İslam ile bilimi, İslam ile modernizmi, İslam ile demokrasiyi, insan haklarını, laikliği uzlaştırma, birleştirme çabalarından ibaret ve dönemsel kaldığı gibi tüm Müslümanları kapsamadı fakat kabul etmek gerekir ki Müslümanları eski hallerinde de bırakmadı! Özellikle liberalizm, liberal özgürlükçülük Müslümanların dünya sistemine eklemlenmesine neden oldu.
Mesele de zaten burada düğümleniyor, Müslümanlar tek tek, bireysel, topluluk, cemaat olarak bir şekilde dünya sistemine entegre olurken İslam ne liberalleşiyor ne modernizmle sentezlenebiliyor. İslam ile Müslümanların yapıp ettiklerini her dönemde, her yüzyılda ayırt etme ihtiyacımızın altında Müslümanların zamanın ruhuna, otokton düzene uyum sağlarken İslam’ın ilke ve idealleri bakımından onların bu yaptıklarını hiçbir biçimde meşrulaştırmaması bulunur. İslam beslenecek, referans alınacak, dejenere olana “kendiliğini hatırlatacak” cevher olarak ışıldadı.
Modernizm sonrası gelişmelerin, kavramların, ideolojilerin, değerler skalasından herhangi bir maddenin hiçbirisi İslam’ın ontolojisine nüksedemedi, İslami olarak tanımlanamadı, İslam’ı belirleyemedi. Ayet ve hadisleri modern bilim ışığında tefsir, kıssaları bilimsel gerçekler eşliğinde rasyonalize etme, ibadetlerin tıp ilmi açısından yorumu ve modern temellendirmesi, Kur’an’ı matematiksel denklem, geometrik, algoritmik izah girişimlerinin hiçbirisi hatta İslam ve modern bilim, teknik ve teknolojiyi bir arada işleyen akademi çabalarının hiçbiri de tutmadı; bunlardan biri diğerine egemenlik kurarak amacı ilga etti.
Çağdaş İslam Düşüncesi Çözüm Üretemedi
Sanayi ve finans kapitalden dijital tekno kültüre geçiş süreçlerinin hiçbirinde çağdaş İslam düşüncesi Müslümanların temel meselelerini çözemedi, anlam dünyasını teşekkül ettiremedi, İslam alemine “kendiliğini kurma” iştiyakı veremedi.
İslam düşüncesi üzerine söz söyleyen akademisyenler, felsefeciler, klasik yaklaşımları vaaz ve ders havasında anlatmaktan başka katkı ortaya koyamadı. Yetersizlikleri, aktarmacı akademizm kültürünün ürünü olduklarından İslam düşüncesindeki temel sahaları dile getirmekten, çatışmalı disiplinleri vurgulamaktan öte modern dönemde, dijital kültürde yeni bir anlam dünyası, varlık algısı, epistemolojik usul, eko-politik sistem, etik ve estetik düzey, ilkeler, praksis getiremediler. Böyle bir dertleri hiç olmadı.
Çağdaş İslam düşüncesi Aydınlanmanın metodunu uyarlamayı, her alanda yeni bir düşünme biçimi adı altında tarihselci, öze dönüşçü, entegrist yorumları asıl gibi sunmayı denedi. Oryantalistlerin yedeğinde İslami tarihsel pratikler üzerinden temel kaynaklarda operasyon gerçekleştirip onları tesirsizleştirme çabasını, Lutherci özcülüğü, yeni, tefekkür şeklinde sunmaya çalıştılar. Bunlara karşı tarihsel İslami birikimi, geleneği tam bir korumacılığa, tartışılmaz, mutlak membaya dönüştürenler de asrîyi ihmal ederek tarihin herhangi bir noktasına çakılıp kaldı.
Oysa İslam düşüncesinin asıl sorunu ve amacı, akıl-nakil, medrese-tekke, kelam-felsefe ikilikleri ve çatışması değil, değişen dünya şartlarında Müslümanların varlıklarını ortaya koyma, Tevhid’i ikame, İslam’a özgü yaşama biçimini özel ve kamusal alanda şekillendirme, öteki’nin yani modernizmin, Aydınlanmanın, her tür ideolojilerin, demokrasi-laiklik gibi yönelimlerin, postmodernizm-varoluşçuluk-liberalizm gibi eğilimlerin karşısında kendilik bilgisine sahip olma, bunu yenileme, gösterme üzerine yoğunlaşmalıydı.
Temel Sorunumuz
İslam düşüncesinin, Müslümanların ana ve ilk sorunu İslam’ın belirlemediği bir hayatın, bir düzenin açtığı yaraları, problemleri kapatma görevi, misyonu yüklenmesidir.
Bugün dünyanın hiçbir mıntıkasında, Müslüman ülkelerde İslam ana referans kaynağı, ekonomiden hukuka, eğitimden sosyal hayata düzenin temel belirleyicisi olmadığı halde ortaya çıkan meseleleri çözmesi bekleniyor. Kendi üretmediği, kendi düzeninden sadır olmamış problemleri rehabilite etmeyi elbette başaramayınca hemen “çağın gerisinde”, “çağa ve toplumlara hitap edemiyor” yaftasıyla karşılaşıyor, İslam ve Müslümanlar.
Çağdaş İslam düşüncesinin, bugün Müslümanların aslî görevi kendilerine ait olmayan nizamların sorumluluklarını üzerlerine almamaları, alternatif bir düzen teşekkül etme çabasına girişmeleridir.
Kapitalist iktisat uygulanır, bireylerin ve toplumun gelir dengesizliği, fakirlik, zengin-fakir uçurumu gelenekselliğe yani İslam’a yorulur.
Batı hukuk kaidelerine dayalı bir adalet sistemi işlemektedir ama hukuki sorunların kaynağı yine dini köklerde aranır.
Laik ve çağdaş eğitim uygulanır, yetersizliğin yükü yine klasik İslam düşüncesine yüklenir.
Her alanda seküler bir yaşam tarzı hakimiyetini sürdürür ama bireylerin nihilizminin, deizmin, psikolojik sorunların, toplumsal anarşinin sebebi ve çözümü yine İslam’ın sırtına vurulur.
Her dönemde olduğu gibi İslam’ın, Müslümanların ihtiyacına cevap vermediği ithamı, İslam’ın ne derece uygulandığı düşünülmeden, kasten gerçekleştirilir.
İslam, karşı olduğu ideolojilerin açtığı yaraları iyileştirip egemenliği yine bunlara vermekle mükellef bir din değil. İslam tamirci, rehabilitasyoncu, psikolog değil; İslam Müslümanların dünya hayatını tanzim ederek ahretini garanti altına almalarını sağlayan bir din.
İyi olanı kendinden bilen kapitalistler, laikler, Kemalistler ve onlara yaltaklanan, şirinlik yapan, aidiyetsiz muhafazakakarlar, dindarlar, kötü sonuçları İslam’a yazmakta ustadır. Müslümanlar da bu tuzaklara gelerek kendilerinin ve dinlerinin sebep olmadığı sorunları üzerlerine alma gafletinden hiçbir dönemde kurtulamadı, uyanamadı.
Neler Yapmalı?
Bu temel sorunu ortaya koyduktan sonra Müslümanların, çağdaş İslam düşüncesinin yapması gereken ilk adım, İslam’ın bir nizam şeklinde varlığını ortaya koyabilmesi için gerekli içerikleri hazırlamaktır.
Müslümanların başkalarının günahlarının sorumluluğunu üzerlerine almayı bıraktıktan sonraki ilk yapacakları iş kapitalizme karşı alternatif bir düzenin form ve içeriğini, en başta da iktisadi kaideleri şekillendirmektir. Bugün kapitalizmin ekonomik ilkeleri, düzeni dünyanın tamamında geçerliliğini ve hegemonyasını sürdürüyor. Müslümanların, yeşil sermaye, körfez mantığında İslami bankacılık gibi yine kapitalizm eksenindeki modellerin dışında İslam’ın ekonomi ilkelerini sarahaten, detaylı, bir model ve düzen çıkartmaya yatkın biçimde ortaya koymaları şart. Devletlerin ve hükümetlerin siyasi manada bunları kullanıp kullanmayacağı, ilim adamlarının, alimlerin, entelektüellerin birinci meselesi değil.
İktisattan hukuka, eğitime kadar her alanda asrî olanı gözeterek İslam’ın emir ve yasakları üzerinden ana ilkeleri belirlemek Müslüman düşünürün ana mesuliyeti.
İslam düşüncesinin, Müslümanların en baştaki problemleri, açmazı İslam’ı laik mantıkla düşünmek, kapitalist dünya sisteminin güdümünde yaşamayı makus talih görmek, buna karşı alternatif bir nizamın uç vermesini bırakın sağlamayı akıllara dahi getirmemektir.
Bu ilkelerin, düzenin günümüz meseleleri gözetilerek ortaya konulmasından sonra, İslam’ın nasıl yaşanabileceği etrafında daha siyasal, daha kamusal hayatı ve devlet mekanizmalarını öne çeken çıkış yolları, inşa ve temellendirme çabalarına girişmeli. Siyasi bir kolektivizm, Ümmet’in inşası, bireyin bu müşterek birliktelikteki yerini daha güçlü belirleme Müslüman entelektüellerin vazifeleri arasında.
Sudur, ay altı alem, felekler, cevher, araz, akıl-nakil, ezel, mevcut, varlık, Varlık… Bu temellendirmeleri tekrarlamanın İslam düşüncesine, Müslümanlara hiçbir faydası yok. Ama teknik, teknoloji, modern bilim, özne, hakikatin yeri, dijital tekno-kültürde varlık anlayışı, dijital-insanın anlam sorunu, konformizm, refah, her şeye sahip olma, sekülerizm ve laiklik konuları etrafında insanın, öznenin yeri yurdu, yapıp edecekleri, varoluşunu konumlandıracağı ilke-ideal ve etik mevzuları üzerine çok fazla düşünülmeli. Dijital tekno-varlığın mahiyeti, insanın ve elbette Müslümanın dijital varoluş içindeki konumu, yapay zekanın varlık tayfındaki yeri, Müslümanın ve İslam’ın “yapay zeka evreni”ne karşı nasıl bir etik-politik, eko-politik duruş sergilemesi gerektiği çağdaş İslam düşüncesinin temel soru ve sorunlarından biri.
Hakikat dünyada mı, dünya dışında mı, dijital bulut yani bulut bilişim’de mi… Müslümanların bulut bilişim’deki hakikat ve varoluşa karşı tavrı, Müslüman benliğinin dijital bulut varoluşu içinde ya da dışında belirmesinin imkanları, yapay zeka ve bulut varoluşa sahip egemenlerin hegemonyalarının nasıl kırılacağı, hangi varlık anlayışı ve benliğiyle gerçekleşebileceği katmanlı bir gerçeklik algısının tek tek kırılmasıyla mümkün.
Dijital Tekno-Varoluşu Anlamlandırıp Yönlendirmek
Bulut Bilişim, dijital bulut yani dijital tekno-varoluş metafizik katlar gibi katmanlı… Bu yeni gerçeklik dünyasını, varoluş biçimini, bu varlığın sınırları ve imkanlarını hesaplamak, varlığı oluşa gelirken yakalayıp ya katılmak ya bariyer koymak da Müslüman tefekkürünün cari vazifeleri arasında.
İnternet ağına katılmadan, sosyal medyada yer tutmadan, post veya hikaye paylaşmadan var olamadığımız tezi neredeyse tek hakikat halini alıyor; varlık anlayışımız içinde Müslümanın bunların dışındaki bir hayatta mı var olması gerçek ve sahihtir yoksa bu dijital bulut, dijital tekno-medeniyet bünyesine katılarak mı… ama bize özgü jargonla söylersek, dijital dünyada Müslüman kalarak mı varlığımızı gösterebileceğiz, varoluşa gelebileceğiz… bu çetrefil sorunun cevabı aynı zamanda bugün niçin var olduğumuzu anlamlandırabildiğimizi de gösterir. Dijital varoluşa katılarak mı yoksa bunu araçsallaştırıp kendi varlık sahamızı kurarak mı Müslüman kimliğini ikame ederiz, bu sorunun cevabı aynı zamanda Tevhid algımızla da ilgili…
Daha cyberg, düşünebilen robot, haline gelmeyen dijital teknolojiyi kuranlar açıkça yeni bir hegemonya sahası da belirliyor. Bu da Allah’ın varlığına karşı, Tevhid’e mukabil bir hakikat inşası da demek. Dijital varoluş beraberinde yeni bir laik-seküler varlık da şekillendiriyor. Müslüman, inancıyla dijital varoluşa katılabilir mi… tamamıyla laik, dindışı bir hakikat evreni biçimlendiren dijital dünya Müslüman kimliğinin hiçbir zaman özneleşmesine izin vermeyecektir. Bu da Sanayi devrimi, finans kapital, küresel köy, neoliberal ve postmodern akıntılarda Müslüman kalarak teknolojiyi elde etme, o medeniyete girme tezlerini nasıl boşa düşürdüyse dijital varoluş ile Tevhid ve Müslüman kimliğinin çelişip çatışmasını beraberinde getirecektir.
Yeni bir hakikat ve varoluşa karşı Müslüman gerçekliğini dijital kültür haricinde geliştirmekle mükellefiz. Dijital varlık bir mana vermiyor insana, bir amaç sağlıyor. İnsan da kendini dijital evrende oyun kurucu, yönlendirici, “gerçekliğe sahip”, gerçeği belirleyen, yönlendiren zannediyor, benliğini buna göre şekillendiriyor. Dijital öncesinde kendini “her şeye gücü yeter” gören, şirke giren, güç istenci peşindekilere intibak eden insanlığa karşı artık dijital tekno-medeniyette herkes, ağa bağlanan her insan yeterliliğine, çapına, yapıp ettiklerine, haddine bakmadan her şeye gücü yeter, herşeyi yapmaya muktedir, gerçekliği belirlemeye hak-yetke-irade sahibi görüyor.
Dijital tekno varoluş kişi oğluna öyle bir özgürlük alanı sunuyor ki, bu, insanın kendini belli konularda yaratıcı sayma hadsizliğine, “cahilliği”ne kadar götürüyor. Müslüman entelektüellerin bu, varlığı vareden Varlığa mukabele etmeye yeltenen, alternatif hakikat tezindeki dijital evrene haddini bildirmesi aslî vazifelerinden birisi.
İbadete, Sadeliğe, Tevhid’e Dönüş
Dijital tekno-varoluşun meydan okuyan, kendini hakikat gören benliğine karşı Müslümanın sadeliği, şekli, İslam’ın emir ve yasaklarını, Tevhid’i, iman ve ibadet ilkelerini daha fazla öne çekmesi gerekir. Müslümanca yaşamak itikat-ibadet-ahlak bütünlüğünü korumak ve “göstermek”tir.
Çağımızı bir ibadet çağı haline getirmeliyiz.
Laiklerin, oryantalistlerin kasten yaydıkları gibi “ibadetler gizlidir” söyleminin yanlışlığını göstermek zorundayız; cemaat, cami, İslam’ın ana ritüellerinin başında gelir.
Dijital bulut hegemonyasına, laik ve sekülerliğe karşı cemaatle ibadeti artırmak, mutlaklaştırmak, yaygınlaştırmak, İslam’ın emir ve yasaklarını daha çok göstermek mecburiyeti var. Buradaki göstermek neoliberal dönemdeki gösteriş değil Müslümanın emredildiği üzere kulluğunu sahih ve sahici biçimde yerine getirmesidir; ibadetlerin kamusal alanda ikamesinin sağlanması, yaygınlaştırılması öncelikler arasında.
Sadeleşmeyi, konfordan uzaklaşmayı İslam’ın emrettiği gibi bir yaşam biçimi, felsefe haline getirerek konformizmden kaçınarak yani egemenin belirlediği standartlara boyun eğmeden İslami gerçekliği referans almalı, itikadi sorgulamalara gitmeden, sağlam bir inançla, şüpheyi, eleştiriyi İslam’ın ana kaynaklarına götürmeden, saf-duru-temiz bir imanla dünyaya bakmanın ehemmiyetini belirginleştirmeli.
İslam’ı her şeye, her ithama cevap verdirmeden asli kanallarda kalmalı. Terörizm, anti-laiklik gibi yaftalamalar karşısında şirin gözükme tutumuna girmeden ana güzergahı takip etmeli.
İslam’ı tarihi olaylar, hikaye ve kıssalar biçiminde ele alıp anlatmak yani İslam’ı tarihte kalmış bir din gibi düşünmeye sevk ettirecek anlatıları geliştirmek yerine olduğu gibi yani dinamik, canlı, bugün ve yarını gözeten, kuran, meselelere çözüm yolları üreten bir yaşayan İslam gerçekliğini daha çok vurgulamalı.
İslam düşüncesinin temel sorunlarının başında, Müslüman aydınların, hususen ilahiyatçıların kavramlarla çok oynaması, İslam’ı, tefekkürü, İslam düşüncesini sadece kavramların gelişimi, içerikleri, dönüşümleri üzerine oturtması geliyor. Kavramları izah etmekten asıl mevzuya gelinemiyor değil, gelinmiyor, gelinmek istenmiyor. Kavramlarla oynamak hem ciddi bir bilgiçlik, allamelik imajı veriyor hem fikir üretmenin, yargıda bulunmanın, tez ortaya atmanın risklerini ortadan kaldırıyor. Kavramlar konforlu bir özerk alan sağlıyor. Aynen İslam düşünce tarihi ders notlarını aktarmak gibi…
Aslolan Müslümanlardan kaçırılıyor.
Devlet ve güç odakları dışında ilim yapmanın, şebeke ve kadro çetelerinin dışına çıkabilmenin, akademinin içinde bulunduğu puantaj-bonus çıkmazından kurtulmanın ehemmiyeti artıyor. Entelektüellerin güzideler haline gelmesi, İslam toplumlarının daha fazla entelektüel yetiştirmesi, bunların liyakat ve ehliyet sahibi olması, enternasyonal olanı izlemesi, cari gelişmeleri ve konjonktürü sıkı takip ederek meselelere yerinde ve zamanında müdahale edip çözmesi ana ve asli gündemimiz olmalı.
Bu da praksisle, ahlakçılık yapmadan ahlaklı yaşamakla, etik-politik tutarlılıkla mümkün.
Her entelektüelin, İslam düşünürünün kendini ihyacı görmesi, meseleleri etraflı biçimde okuyarak çıkış yoluna yönelmesi bekleniyor.


