Müslümanlar küresel demokratik düzene değil demokratik yönteme mecbur


Mümkün sistemlerin en iyisi, en erdemlisi, en rafine ve mükemmeli değil. Olmadık zamanlarda, kıymetsiz insanlara fazla değer verdiği, siyasal alanda ahlaken-ilmen-karakter icabı düşük kişilere söz verdiği için de demokrasi hiçbir zaman ideal bir yönetim tarzı olmadı, olamaz. 

Dağdaki çobanla podyumdaki mankeni eşitlediği için kötü değil… zengin ama kişiliksiz, bilgili ama karaktersiz, nitelikli ama ahlaksız, fakir ama erdemli, eğitimsiz ama alim, vasıfsız ama ahlaklı ve ilkeli insanları eşitlediği için demokrasi kötü. 

Toplumdaki bireyler ve cemaatler, şebekeler, suç ve sivil toplum örgütleri arasında ayrım yapmadığı, kötü-ahlaksız-hırsız arsız-çapsızların iyileri her zaman kolayca yiyebildiği, haliyle gücünü kerden-şerden alanın hegemonya kurmasına yol verdiği için demokrasi meşru bir sistem değil.

Kakafoniye teslim etmek için toplumu ahengi öldürdüğü için, çokseslilik adı altında gürültünün siyasal alanı, toplum düzenini teslim almasına dayandığı için de demokrasiye kızmalıyız.

Herkesi söz sahibi yaparak devletleri ve toplumları, dünya sisteminin, küresel burjuvanın, küresel kültürün hegemonyasını kavilemesi için istikrarsız, çatışmalı kıldığı gerekçesiyle de demokrasiye karşı olmalıyız.

Fakat demokratik usûl ile küresel demokratik idare arasında da ayrım yapmayı becermeliyiz.

Aynen demokrasi zaten İslam’da da var, Asr-ı Saadette demokrasinin âlâsı uygulandı meşrulaştırmasıyla Batı medeniyeti değerlerinin en başta da laikliğin demokrasiye içkinliğini gözönüne alarak Antik Yunan ve Batı demokrasisiyle İslami yönetim arasında fark gözetmek gibi…

Demokrasiye en çok, dünya sisteminin, Batı merkez ülkelerinin demokratik idareyi gerekçe göstererek özellikle İslam ülkeleri, Müslümanlar üzerinde operasyon yaptığı için, küresel tahakkümünü kesinleştirdiği için, sömürüsünü demokrasiye dayandırdığı için karşı çıkmalıyız.

Zaten dünya sisteminin merkez ülkeleri, Batı medeniyetinin temel direkleri ABD tarzı demokratik idarenin çöktüğünü, dahası hiç ideal bir yönetim olarak iş görmediğini de itiraf etmeye başladılar.

Küresel demokratik düzene karşı çıkarken Türkiye’deki demokratik yapıyı doğru okumalı; eleştirileri, değiştirme çabalarını uygularken ihtimamlı davranmalıyız.

Demokrasi Türkiye’de Müslümanların, Batıcı elit karşısında varoluş gerekçelerinden biridir.

Müslümanlar demokrasi sayesinde kendilerini ifade edebildiler, siyasal alana yerleştiler, Batıcı Kemalist elit karşısında mevki ve mevzi kazanabildiler.

Hala Türkiye’de Müslümanların, İslami iddianın, İmparatorluk düzeninin, İmparatorluk paradigması olan İslamcılığın varlığı demokrasinin kanatlarına bağlı!

Dünya sistemi, İkinci Paylaşım Savaşı sonrası kurulan demokratik hegemonyayı sona erdiriyor, kapitalizmi, küresel burjuva ve Batı Medeniyeti egemenliğini değil!

Emperyalist Batı medeniyeti, yeni bir döneme girerken Türkiye’yi daha önce de yazdığım gibi Ortadoğu-İslam alemi-Akdeniz’in kutup başı yapıyor fakat hala “bizi kendi kendimize” bırakmıyor.

[https://ercanyldrm.com/cok-kutuplu-dunya-kurulur-mu-turkiye-bir-kutup-basi-olur-mu/]

Bu kutup başı misyonu Türkiye Merkezli Düşünmek kitabımda değindiğim gibi Hilafet ve İmparatorluk mekanizmasıyla yerine getirilse de “kendi düzenimiz”i teşekkül ettirmeye müsaade etmeyeceklerdir.

 

Haliyle demokratik değerler değil… demokratik usûl yani halka gitme, yani sandık namustur ilkesi hala Tanzimat’ta ortaya çıkartılan laik-Batıcı-İslam düşmanı elit karşısında Müslümanların en büyük gücü, meşruiyet kaynağıdır.

Türkiye İslami bir düzene geçene, kendi kararlarını kendi verebilen eko-politik bir sistem kurana dek sandıktan çıkarak dönüşümü sağlama yöntemi hala dünya sistemine karşı Müslümanların elindeki tek koz gibi görünüyor… 

Küresel düzenin her ihtimale açık bir döneme girdiği gerçeğini de ihmal etmeden… hem dünya sistemi hem Türkiye “her duruma müsait” bir konjonktüre çoktan adım attı bile!