Dünyada vuku bulan tekil hadiseleri, küresel olayları dünya sisteminden bağımsız zanneden cahil bir kesim var.
İki taraf savaşıyorsa sadece iki taraf savaşıyordur onlar için… Ortadoğu, Asya, Afrika ya da Latin dünyada iki sıradan kabile-devletin birbirleriyle kendi iradeleri, müstakil karar alma mekanizmalarıyla savaştıklarını zannederler. Kendi istençleri ve imkanlarıyla iş yaptıkları, bir başkasına meydan okudukları safsatasını yutabiliyor milli-yerli çenebazlar, dahası yutturmak için de gayret sarfediyorlar.
Saflıkla gaflet, gaflet ve ahmaklıkla ihanet bir arada yürür çoğunlukla.
İran’a Siyonistler ABD’yi ve Trump’ı saldırtırken üç tarafın da dünya sisteminden azade kaldığı sanısıyla hadise yorumlanıyor medyada. Savaşı bitirmek İran’ın, İsrail veya Trump’ın çok da elindeymiş sanki!
11 Eylül düzeninden 2008 iflasına, Çok Uluslu Şirketlerle ulus devletlerin çatışması, entegrasyonların bitiminden salgına, Rusların askeri İmparatorluk Çinlilerin iktisadi İmparatorluk heveslerine, Gazze katliamlarına uzanan dünya sisteminin en uzun restorasyon dönemi tarafların kendi isterilerinin ve iradelerinin sonucuymuş bu aymazlara göre..!
İran-ABD Savaşı diye bir olgudan bahsedilemez; dünya sistemi içinde bu çatışmanın yerinden söz edilebilir ancak!
Dünya Sisteminin Kökleri ve Doğası
Amsterdam’a yerleşen Yahudi zenginlerin networklerindeki iktisadi öbekleri birleştirmeleriyle şekillenen dünya sistemi, kapitalizmi sanayiden finansa farklı versiyonlarıyla, sistemin merkezini Hollanda’dan Londra’ya oradan New York’a taşıyarak geliştirdi.
Batı Avrupa, ABD ve kısmen Japonya’dan müteşekkil merkez ile çevre örgütlenmesi kolonyalizmden Soğuk Savaş’ın sonlarına, post küreselleşmeye dek kendi içinde iki büyük paylaşım savaşı dışında da çok büyük örtük-açık çatışmalar yaşadı. Çevreden merkeze taşınan mal ve hizmetler ister cebrî ister gönüllü olsun herkesi bu küresel organizasyona ortak eder.
Yaptırım altındaki İran’ın, Çin’e petrol satmasından, Çin’i üretim üssü belirleyen küresel burjuvanın memnun olmadığını iddia etmek bu sistem cahillerinin işidir ancak… aynen, İran’ın güçlü bir öteki olarak çevreyi dizayn etmekte kullanılan banal bir kamçı olmasını kavrayamayanların “bilmem kaç bin yıllık Pers-Acem devlet geleneği-Kum gerçeği” türü güya derinlikli beylik cümlelerle İran’ı yücelterek bilgiçliklerini önemli gösterme gayretleri gibi…
Yürürlükteki düzenin adlandırılması da sorunlar içeriyor aslında. Dünya sistemi kavramını İmmanuel Wallerstein’in tezi zanneden de var bunu yekten kapitalizmle eşitleyen de… bu yüzden küresel sistem, kapitalist düzen, burjuva kapitalizmi, dünya düzeni, küresel medeniyet gibi tanımlamalar kullanılsa da, mekanizmayı iktisadi-kültürel-askeri-siyasi-toplumsal-teolojik bütünlükte görmek için dünya sistemi demeli.
Sistem Eleştirilerindeki Yetersizlik
Küresel sistem eleştirileri de tam fecaat arz ediyor aslına bakılırsa…
Liberaller bir medenileşme projesi gördükleri için bütüncül yaklaşırken Marksistler dünya sistemini sadece iktisadi düzlemde ele alıp burjuva ve kapitalizm kavramları eşliğinde belki en fazla 1970 sonrasının doktrini neoliberalizm etrafında ele alırlar.
Milliyetçiler dünya sistemi kavramıyla entelektüel bir münasebet tesis edemezken İslamcı, muhafazakar ve genel planda milli-yerli kesim dünya sistemini sadece felsefi ve kültürel boyutlarıyla, popüler kültür ve hukuki yapısı üzerinden eleştirir.
Dünya sisteminin hukuksuzluğunun dile getirilmesi açıkçası sistemin merkezinde olduğu kadar sistem karşıtlarında da hiçbir yankı oluşturmuyor.
Çevredeki kaynakların, sermayenin, kıymetlerin merkeze taşınması üzerine kurulmuş bir düzenin hukuki eşitlik yönüyle eleştirilmesinin bir manası ve etkisi var mı… dahası yapının kurumlarına üye olmuş, vazifesini tam yapanların sömürme, hukuki meşruiyet, kültürel hegemonya yakınmalarının bir ciddiyeti olabilir mi, olmuyor zaten!
Alternatif bir iktisadi düzen, askeri güç, toplumsal ve siyasi yapı, yeni değerler sistematiği, hukuk nizamı teklif etmeden, varolan dünya sisteminin daha iyi işlemesini sağlayacak eleştiri ve teklifler sadece düzenin işine yarıyor.
Dünya sistemi kimseye dünyada üretilen gelirden adil pay vaadetmiyor zaten. Kendi kendini yönetme psikolojisi, görece sistem içi özgürlük, fırsatları yakalayıp başkasının sırtına bastığında zenginleşme, ahlakını edindiğinde kapitalizm içinde yükselme, yırtma, sömürme dünya sisteminin en bariz teklifleri.
Dünya sisteminin dilemması açık: ya sömürürsün ya sömürülürsün!
Hegemonyaya Diplomasi Söker mi?
Batılı radikal demokrat, sol liberaller dünyanın kurumlar elindeyken daha güzel olduğunu, kurumların bozulmasıyla devletlerin ve küresel yapının zafiyete düştüğünü, şiddetin, otoriterliğin, iktisadi kayıpların yaygınlaştığını propaganda ediyor. Yetmiyor, geri kalmışlıkla otoriterliği, gelişmişlikle demokratlığı özdeşleştirerek çok küçük hesaplar peşinde koşuyorlar.
Halbuki her tür yönelimi, kavramı, dost-düşman tanımını hegemonyanın kendisi yapar. Hegemonya tanımlar, hegemonya gösterir, verir, alır… takipçileri de bu verili olanları benimser.
Hegemonyaya karşı çaresizliği anlamak mümkün… güç güç ile kapatılır, tesirsizleştirilir. Fakat hegemonya ile mücadele yöntemlerindeki konformizm, alttan almacılık aslında entegrizm sisteme öykünen güya muhalifin tekliflerinden belli olur.
Hem dünya sistemini zulümle, hukuksuzlukla itham edip hem kendini orada değerli gösterme kompleksi düzeni meşrulaştırır ve büyütür.
Hem dünya sistemini bölüşümü eşit yapmamakla itham edip hem küresel kapitalist ekonominin gelişmelerden zarar görmemesi çağrısında bulunmak, iktisadi düzenin korunmasını istemek mekanizmayı bir başka açıdan da mutlaklaştırmaktır.
Hegemonya dostunu da düşmanını da belirler, üleştirir, yeri gelir ezer, ötekileştirir, iç savaş çıkartır, kucaklar… hegemonyaya, dünya sistemine bunları yapma demek kadar naif bir muhaliflik örneği sergilenemez.
Dize getirmeye çalıştığı güçlerle çatışırken hegemonyaya diyalog tavsiyesi, diplomasi ve evrensel kurallar ikazı, tavsiyesi gülünç.
İran savaşındaki gibi kayıplar sistem için önemli değildir her zararı göze alarak muhatabı dize getirmek, kendi şartlarını dayatmak, belirlenen nizam içindeki yerine yerleştirmektir aslolan.
Elbette mazlumun yanında retoriğiyle dünya sisteminin aparatı olma çabasındakileri kullanabilme yeteneği dünya sisteminin ömrünü her zaman uzatmıştır.
Çökmüş Medeniyetle Muhalefet
Dünya sistemiyle cari Batı medeniyeti özdeşleşmiştir, birini diğerinden ayırmak mümkün değil.
Sistemi sadece iktisadi ve askeri baskı gücü değil aynı zamanda bilim, felsefesi, teknik ve teknolojideki ataklığı, sürekli kendini yenileme yeteneği büyütüp güçlendirmiştir. Bilgiyi, bilimi, ilmi, pratik aklı, felsefeyi, tekniği ve teknolojiyi, son yıllarda dijitali güç haline getirmekle dünya sistemi köklenmiş, bariz sarsılmaz bir hegemonyaya ulaşmıştır.
Dünya sisteminin bu tekno-hegemonyasını aklı duygunun naif kölesi kılma teklifleriyle klasik sönmüş İslam medeniyeti argümanlarıyla alt etmek imkansız.
Dünya sistemi özgürlük diyerek, birey, demokrasi, insan hakları diyerek varlığını sürdürdü, ontolojisini bu kavramlara değil makineye, faal-pratik akla, tekno-felsefeye borçlu. Onu kültürel muhalefet ve eleştiriyle, tüm meseleleri ona bağlamadan ele almakla aşmak mümkün değil.
Dünya sistemi bütüncül bir bakış, azim, üretim ve kararlı iradeyle… en başta sistemi bilen, sistemin kendisini ayartacak vaatlerini elinin tersiyle itecek sahih ve sahici kişiler-cemaat-millet varlığıyla alt edilebilir.
Dün meseleleri komploculuk diye itibarsızlaştıran çakma züppelerin yeni jenerasyonları bugün dünya sistemi gerçeğini görmeden, göstermeden olup bitenleri basit kavga diye sunuyor.
Hadiseleri dünya sistemi bütünlüğünde ve büyüklüğünde değerlendirmeden onu yenecek bütüncül bir düzen teklifi getirilemez.
Sistemin içinde yer kapmaya çalışan gayrı meşru züppelerin tüm faaliyetleri de bilinçli/bilinçsiz Türklerin, Türkiye’nin, Ümmet’in alternatif bir sistem üretecek kanallarını tıkamaya yöneliktir.
Şimdiye kadar koşturmacalarının, emeklerinin karşılığını hep aldılar!



